6 Temmuz 2020 Pazartesi

Alim

Sadi Hoca’dan ayrıldım, yanarım,
O âlime ömrümce minnettarım.

Bilgi lezzetmiş; o lezzeti tattım,
Sadi’yle birime bin bir kattım.

Şehitliğin mertebeleri pektir,
Biri de ilim yolunda ölmektir.[1]

İlim için kıtalar tepmek değer,
Misal Molla Cami, bilirsen eğer:

“An feridun-i Cihan-ı Manevi
Bes buved burhan-ı kadreş Mesnevî

Men çi gûyem vasf-ı ân âlicenab
Nist peygamber veli dared kitab”[2]

Bast-ı zaman, tayy-ı mekân derler ya,
Yetmiş yılı sığdırdık yedi aya.

Sadi’den bir öğrendiğim de şudur:
El ilmu fî sudur, leyse fissutur.[3]

Bana sadece Arapça vermedi[4],
Hayat felsefemi de etkiledi:

Yanlış, her zaman, her yerde yanlıştır,
Hatırdan “Doğru” diyen aldanmıştır.

Hoca, abi, lider kurtarmaz seni,
Kabirde yere sürtünce çeneni!


[1] Sadi Hoca medresede Sakıp Efendi’de öğrenciyken sabah derslerine 65 yaşında bir adam katılır, iki saat boyunca diz çöküp dinlermiş. Sadi Hoca bir gün “Emmi, sen neye geliyorsun derse, anlamıyorsun da…” deyince adam “Şehit olarak ölmek istiyorum” demiş.
[2] Molla Cami, Mevlana için söylemiş: “O maneviyat cihanının benzersiz yücesinin kadr-u kıymetini anlatmaya Mesnevi kitabı yeterlidir. “Ben o kadri yüce zat hakkında ne söyleyebilirim? Peygamber değildir ama kitap sahibidir.”
[3] Arapça “ال علم فصدور ليس فسطور” İlim satırda/kitapta değil sinede olmalıdır.
[4] Prof. Dr. M. Sadi Çögenli ile dokuz ay Kur’an Arapçası çalıştık. Sadi Hoca, cezaevinde direkt veya dolaylı olarak yaklaşık 10 kişinin Arapça öğrenmesine katkıda bulundu. 

1 Temmuz 2020 Çarşamba

On dört ay hapis tutuldum, hiç terörist görmedim


On dört ay hapisteydim, hiç terörist görmedim

Size hapis yattığım dönemdeki koğuş arkadaşlarımı tanıtacağım.
Yanlış anlaşılmasın, terörün her çeşidini lanetliyorum. Darbe girişimini ve saf ve iyi niyetli Anadolu insanlarının başına bu çorapları örenleri de lanetliyorum. Ben sadece 14 ay boyunca birlikte kaldığım insanları biraz olsun tanıyın, bilin istedim.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında çalıştığım Şifa Üniversitesi'ne el konuldu.
Kendime Suudi Arabistan'da 15 bin Dolar maaşla iş buldum. İki Eylül 2016 tarihinde İzmir'den uçağa binmek üzereyken alıkonuldum. Erzurum'a götürüldüm ve hapse konuldum.
Atatürk Üniversitesi'nde birlikte çalıştığımız Fatih Akdemir ve çocuğumun okuldan öğretmeni Yusuf Kara hakkımda ihbarda bulunmuş.

Terör örgütü üyesi olmakla suçlandım ve 9 Kasım 2017 tarihine kadar 14 ay hapiste tutuldum.
Cezaevinde iki koğuş değiştirdim. Otuz civarında kişiyle birlikte kaldım. 13 Şubat 2020 tarihinde de 10. celsede yargılandığım davadan beraat ettim.

Cezaevinde teröristlerle karşılaşmayı bekliyordum. Ancak, hiç terörist görmedim. Hukukun üstünlüğüne güvenmek zorundayız tabii. Hukuk birisine terörist diyorsa benim elimden bir şey gelmez. Ama benim gördüğüm, benim gibi vatansever, milletine-devletine bağlı, dindar insanlardı. Hatta çoğunluğu -onları ihbar edenlerin gözünde bile- kahraman sayılacak tiplerdi.

Erzurum H tipi cezaevinin koğuşları 4-6 kişiye göre tasarlanmış. Burada kimi zaman 14 kişi birlikte kaldık, ama hiç 9 kişiden az değildik.
Ondört kişi kaldığımız dönemde bir fotoğraf çekilmiştik. O fotoğrafa bakarak cezaevinde tanıştığım insanları sizlere tanıtmak istiyorum.


Koğuşumuzda 70 yaşında bir profesör vardı. Bu hocamızın 100'ün üzerinde basılı kitabı bulunmakta. Arapça eğitimi için Türkiye'de referans gösterilen kişilerden birisi. Ben de ondan 9 ay boyunca ders aldım. Onun bir özeliği de Türkiye'nin medrese icazetli tek profesörü olması. Erzurum'un eski hocalarından Osman Bektaş'tan icazet almış. Daha sonra üniversite öğrenimi de görmeye karar vermiş. Yani hem klasik, hem de modern ilimlere hakim bir insan. Türk devletini temsilen yaptğı çalışmalar nedeniyle Kazakitan'dan Devlet Üstün Hizmet Madalyası almış.

Koğuşta o sıralar dört üniversite hocası kalıyorduk. Bir diğeri Mekke Ümmü'l Kura Üniversitesi'nde sekiz yıl eğitim görmüş gerçek bir İslam fıkhı hocası.

Fotoğraftaki diğer bir öğretim üyesi sanatçı. Güzel sanatlar fakültesinde Doçent. Yurt dışında resim sergileri açmış. Ben sanattan fazla anlamam ama eserleri gerçekten etkileyici ve özgün. Belki de dünyada önemli bir ressam olarak anılacak. Çamaşır suyu ile boyadığı tişörtlerimiz efsane olmuştu.

Başka bir koğuş arkadaşım yıllarca üniversitenin genel sekreterliğini yapmış. Üniversiteye katkıları ayrı bir gündem olur. Beni esas etkileyen bir hatırası olmuştu. Askerde komando imiş. Tim lideri olduğu bir çatışmada arkadaşı vurulmuş. Mermi yağmuru altında vurulan arkadaşını yüklenip geri mevziye götürdüğünde kendisinin de omuzundan yaralı olduğu fark edilmiş. "Kanlı gömleğimi halen saklıyorum" diyordu.

Koğuştaki en ilgi çekici kişiliklerden biri, bir cami imamıydı. Erzurum'da görev yaparken PKK'lılar altı arkadaşını öldürmüş. "Muhtar odasındaydık. Gece karanlığında bize mermi sıkanlardan birini arkadan yakaladım. Kolumu boynuna doladım. Birlikte yere düştük. Sıksam öldürürdüm. Arkadaşlarımın kanından sırtımın ıslandığını hissettim. Yine de onu öldüremedim. Oysa çok güçlüydüm. Ayakta duran adamın üzerinden atlayabilecek kadar çeviktim." demişti.

Bir de Yunus Emre'den ilham alarak çağırdığımız bir arkadaşımız vardı. "Dövene elsiz, sövene dilsiz" türünden nadide bir insan... Onca zaman içerisinde bir kez öfkelendiğini, birisine hakaret ettiğini görmedim; kendisine zulmedenlere dahil...

Sonra, iki komiser vardı birlikte kaldığımız. Birisi İstanbul'da çalışırken canlı bomba saldırısına uğramış. Saldırıda birçok iş arkadaşını kaybetmiş; alnında yara izi olan bir gazi. Diğeri de en az onun kadar vatan-millet sevdalısı bir delikanlı. Durumuna hiç isyan etmiyor, "Askerlik yapmamıştım, sayalım ki, uzun bir askerlik yapıyorum vatan için" diyordu.

Rahatsız olduğu için fotoğrafta olmayan bir tutuklu arkadaşım daha vardı o gün. Kendisi adliyede müdür imiş. On kişinin işini yıllarca tek başına yürüttüğünü, sonrasında yeni elemanlar alındığını söylüyordu. O da terörden nefret ederdi.

Koğuşumuzun on üçüncü üyesi bir gazeteciydi. Basın-yayın işiyle uğraşmış genç bir insan. İlkokul çağında iki kızı vardı. Onlara bir türlü babalarının tutuklandığını söyleyememişler. Çocuklar babalarını çalışmaya gitti sanıyormuş. Bu arkadaşım çocuklarına mektup yazarken benden de yabancı dilde birkaç cümle yazdırıyordu ve "Dil öğreniyorum, siz de öğrenin" diyordu.

Hele bir de Erzurum ülkücüsü vardı ki koğuşumuzda, kendisini terörle mücadele sorumlusu sanıyordu. Elinden gelse vatanın bütünlüğü için gösterilen bütün hedeflerle tek başına çarpışacak; öylesine kararlı... Tapuda müdürlük yaparken bir milletvekilinin malvarlığına baktığının tespit edilmesi üzerine örgüt üyeliğiyle suçlanıyordu.

Bir de yurt müdürü olarak suçlanan bir arkadaşımız vardı. 25 yaşındaydı. İlçede bir yurtta nafakasını temin ediyor, yurdun bütün işlerini yapıyormuş.

Uzatmamak için diğer tanıştığım insanlardan bahsetmeyeceğim ama özet olarak, şunu söyleyebilirim: Ne kendi kaldığım koğuşlarda, ne de komşu koğuşlarda hiç terörist görmedim. Hatta, benim tanıştığım insanlar tanıdığım çoğu kişiden daha insanlığa faydalı bireylerdi.

Şimdi beni dinleyen -ve hatta dinlemeyen- vatandaşlara sormak istiyorum: Kendinizi bu anlattığım tutukluların herhangi birisiyle kıyaslayın. Değerleriniz neyse ona göre mukayese yapın. İnsanlık, ilim, din, vatan sevgisi, zulme direnme, sanat, hakperestlik, dosta sadakat... Hangi kriteri beğenirseniz ona göre karşılaştırın kendinizi. Acaba kaç kişi çıkacak da "Ben bu senin anlattığın kişilerden daha erdemliyim" diyebilecek, merak ediyorum. Bu boş bir meydan okuma değildir; iddialıyım. Lütfen düşünün bu konuda biraz...

Bir husus daha var: Tutuklu arkadaşlarımın hepsi iş arkadaşları, akrabaları, aralarında din ve milliyet bağı olan kişiler tarafından ihbar edilmişler. Birçoğu beraat etti. Ben de beraat ettim. İki iftiracımdan biri maaşını ödediğim öğretmen, öteki ise mahkemedeki ifadesine göre kendisine akademik yardımım olan iş arkadaşım. Ben kendisini Türk ve Müslüman olarak tanımlayan kişilerden zarar gördüm. Bana yapılanları destekleyen, alkışlayan, sesini çıkarmayanlar, emek verdiğim, yetiştirdiğim, birlikte çalıştığım kişilerdir. Yaşadığım kayıpların sebebi anne, baba, abi, abla, kardeş, amca, dayı, hala, yenge, amcaoğlu dediğim kişilerdir.

Zulmü hiç bir şekilde anlayamam da insanın hukuku olan, birlikte yaşadığı, iyilik gördüğü insana, komşusuna siyasi yönlendirme ile nefret duyması, zulmetmesi ne kadar acı, ne kadar insanlıktan nasibini almamış bir davranıştır. İğreniyorum...

Sorarım size: Yüzbinlerce vatan evladını "hain", "terörist" diye yaftalamanın sonunda nasıl bir menfaat umuyorsunuz?
Benim atıldığım işimi sen mi alacaksın? Yapamazsın ki benim işimi!
Benim kapatılan iş yerimi sana mı verecekler? Batırırsın onu!
Benim gitmediğim camide sana daha mı fazla yer açılacak? Zaten bana yeryüzü mescit!
Hayır. Hayır! Bu yapılandan bir menfaat ummayın sakın! Dünya menfaatleri, para ve iktidar uğruna yaptığınız veya desteklediğiniz zulüm size ancak bunların tersini getirecektir.

Bu yapılanlar sizlere ancak fakirlik, iktidarsızlık, saygısızlık, huzursuzluk, etiketlenme, ötekileştirme, bela ve mutsuzluk getirecektir. Ders alıp pişmanlık duyan olur mu bilemiyorum. Bence ihtimal düşük. Ama yine de belirtmek istedim.

30 Haziran 2020 Salı

Allah ahir ve akıbetimizi hayreylesin


"Allah ahir ve akıbetimizi hayreylesin"
Böyle dedi Haluk Hoca aramızdan ayrılmadan.

Haluk Savaş’ı üniversite dördüncü sınıfta tanıdım. Daha o zamandan karizması, aurası olan bir arkadaştı. Sözünü net söyler, çekinmez, küçük hesaplar peşinde olmazdı. Belki de onun için her kesimden insanla diyaloğu vardı. Adeta arkadaşları arasında bir çimento gibiydi.

O birçok hayırlı işte öncü ve yol gösterici oldu. KHK platformlarındaki çalışmalarını da takdirle karşılıyordum. Haluk Hocayı ve arkadaşlarını görünce bu mazlumlar hareketine ben de destek olmaya karar verdim. 

Haluk hep Haktan yana oldu. En çetin şartlarda dahi haksızlığa rıza göstermedi.

Haluk iyi bir hekimdi. Kanıta dayalı bilime inanır ve etkili tedaviler uygulardı. Hastaları da öksüz kaldı.

Haluk iyi bir bilim insanıydı. Yüzlerce atıflar alan bilimsel eserler verdi.

Haluk dayanıklıydı. Eski meslektaşları ölümcül kan bilirubin düzeylerine rağmen onu hastaneden cezaevine gönderdiklerinde pes etmedi; hayata tutundu.

Haluk bir direnişçiydi. Son nefesine kadar hasta yatağından mazlumların hakkını haykırmaya devam etti.

Haluk bir insan hakları aktivistiydi. Renk ayırmadan herkesin derdine koşmayı bir vazife bilirdi.

Haluk lider karakterliydi. Etrafındakilere güç veriyor ve yönlendirebiliyordu.

Haluk bir mücadele insanıydı. Asla yılmadı ve boyun eğmedi.

Haluk nezaket sahibiydi. Sosyal medyada kendisine yöneltilen hemen hemen her söze cevap verirdi.

Haluk’u tanıyanlar onun binlerce olumlu özelliğini sayacaktır ama onu iki kelimeyle tarif etmem gerekse “insan çimentosu” derdim. Tarihe bir barış ve mücadele modeli olarak geçecek olan KHK platformlarında da her kesimden insanı bir araya getirip kaynaştırdı.

Haluk Hoca çetin bir hastalık sürecinden sonra aramızdan ayrıldı. Ama ebedi hayatın sonsuzluğuna inanmış bir insan için bunun üzülecek bir durum olmadığını sanıyorum. Ben kendime üzülüyorum, bir yıldızım daha kaydığı için.

Haluk Hocanın dünyada hep haktan yana olduğuna şahidim. Onun ahir ve akıbetinin de hayır olduğuna kanaatim tamdır. Allah rahmet etsin.

28 Haziran 2020 Pazar

İnsan vatanını neden terk eder?



Bugün 28 Haziran 2020. 
Benim doğum günüm   
Dün gece vatanımı terk ettim. 
Zor bir karardı. 

Kimse keyfinden memleketini terk etmez. 
Sevdiklerinden ayrılmaz. 
Canlarını, kardeşlerini, ablasını, babasını, anasının mezarını, dostlarını...
Kimse keyfinden terk etmez. 

Kendimi güvende hissetmediğim için ayrıldım. 
Onurum incindiği için ayrıldım. 
Zulme tepki veremediğim için ayrıldım. 
Açlık orucundan ölenlere, işkence görenlere, hapsedilenlere, işsiz bırakılanlara, aşağılanlara, Meriç’te boğulanlara, ezilen halklara, KHKlılara sahip çıkamadığım için ayrıldım. 
Hırsıza hırsız diyemediğim için, din tüccarlarını engelleyemediğim için, ırkçılara, faşistlere gücüm yetmediği için ayrıldım. 

Huzurum olsa ailemi terk edip belirsizliklere yelken açar mıydım bu yaşımda? 
Ailemi, dostlarımı, Gül teyzemi, bahçeli evimi, kedilerimizi, komşularımı, İzmir’i, Trabzon’u, köyümü, anamın mezarını özlemeyecek miyim?...


Beni buna zorlayanlar utansın. 
Boyunları devrilsin. 
Ömürleri oldukça önlerine baksınlar. 
Ölünce de hesaplaşacağımız anı beklesinler. 
Dünyada ve ahirette zalim olarak anılsınlar. 
Zulme alkış tutan caniler olarak bilinsinler. 

Bana terörist dediniz. 
Ömrümden 14 ayımı aldınız. 
Türk’e ve Müslümana güvenimi yok ettiniz. 
Sizi affetmeyeceğim. 
Sadece öfkemin büyüklüğünden değil,
Dünyada böyle bir zulüm bir daha işlenmesin diye,
Yaptıklarınız unutulmasın diye affetmeyeceğim. 

Sırtını dönen yedi yıllık iş arkadaşım,
Devlete tapan akrabam,
“Ama yol yaptılar” diyen hemşerim,
Pişmanlık duyun, pişmanlığınızı ikrar edin, tevbe edin, temizlenin,
Yine de benden uzak gidin. 
Sizi affetmeyeceğim!

Beni terörist diye ihbar eden Fatih,
Dininden pişman olan Oğuz,
Yol arkadaşım Hamdi,
Kalbime hançer sapladınız. 
Hançerim kalbimde gidiyorum. 

İnsan olduğumu Almanlar hissettirdi 
Bugün beni bir ateist misafir edecek. 
Yarın bir Hıristiyan iş verecek. 
Gurur duyun Müslümanlar!
Gurur duyun Türkler!
Gurur duyun utanmanız kalmadıysa...

Sermayem derdimdir servetim ahım...

8 Mayıs 2020 Cuma

Hundreds and thousands were hurt; expect social and economic consequences


Interview with Mrs. Sheeihan Elmonaiery (شيريهان المنيري)
 

- I heard that you were one of the brilliant doctors and professors in your field. Why you had been arrested? Tell about that period in your life.

It could sound arrogant to call myself brilliant. However, there are objective achievements I should mention for the records. Although I come from a small village in the Black sea, I managed to study and become a professor. In fact, I am among the first ten family medicine professors in Turkey. Besides, I speak Turkish, English, German, and Arabic. I have published 12 books and over 400 articles. Other than that, all my professional life, I worked honestly for the good of others. Even the guy who witnessed against me in the court confessed that I helped him in the past. On my YouTube channel (www.youtube.com/zekeriyaakturk), I have plus 500 educational videos for scientists and students, which are there only for public service. One can easily deduct from that much that I bear some value. The credits mentioned above are sufficient to be recognized internationally, not only locally…
 
Mentioning about the period of my arrest is difficult for me. First of all, it was an enormous trauma. I still experience the post-traumatic effect of that period. As an example, I start to have a bitter taste in my mouth and become nervous when I see the police.
I guess it was that traumatic because it was so extremely unexpected for me. I supported this government for their remodeling of primary care in Turkey. I was being invited to almost all conferences and official meetings related to family medicine. Then, one day, out of a sudden, I became an alleged terrorist.
First, I didn’t believe it. I thought, “These are my Moslem brothers. There must be a mistake.” However, they kept me in prison for 14 months. Soon, I understood the severity of the condition. I became angry with everybody. I had terrible feelings even for those who actually cared for me because most of the people kept silent. Indeed, people were afraid of their own future. The arrestments were not ceasing.
Later, I realized that I had experienced a condition that is medically called “an acute stress disorder.” I had gone through all five steps of grief (denial, anger, bargaining, depression, and acceptance). During the first six months in prison, I was craving for death. I lost all my interest in life and was crying all the time. They put 14 of us in a prison cell, which was designed for 4-6 persons. My roommates were all educated people; professors, PhD holders, police officers, and one imam of a mosque… However, nobody, including me, could recognize that I had a major depression requiring medical attention. At last, they sent me to the psychological service, and from there, I was referred to the hospital for medical management.
There is too much pain in the prison period of my life. Maybe I should keep short. However, I must mention that I had a rare condition in my esophagus, which required surgical intervention. After the operation, I stayed in the intensive care unit for 10 days. The death blow to my sufferings came when the guard cuffed me to the hospital bed with lines hanging everywhere in my body. I entered the prison as 74 kg and was released with 56 kg. I feel ashamed to tell you all this because I know there are thousands of other horrible stories; people died or killed themselves during that period. I would have attempted suicide, too, if I didn’t fear Allah. I knew I was not the only one living this trauma. Hundreds of thousands of people were experiencing similar, even worse things.

- Was it easy to find a new job after that?

Of course, it was not easy at all. It was not possible in 2016 when I first lost my job, and it is also not possible today. There is enormous political pressure on employers. Although I am acquitted from the allegation, only a few private companies would have the courage to employ people like me. Even the court has announced me innocent after four years of unending court hearings, people like me are stigmatized here. I have never been involved in politics, but having gone through this means that you are regarded as an opponent of the management. I hear that some of my purged doctor friends are working for private hospitals for meager salaries. The private initiatives are abusing the condition because people have no choice.
My last post as a professor was at Sifa University. After the university was closed by a decree-law and I lost my job, I applied to 8 different universities. Only one dean dared to respond and politely decline my application.
I decided not to be a fuel for the capitalist health institutions. Hence, the first few months after prison, I worked on a farm, which helped to rehabilitate myself and adapt to a normal life. Later, I focused on the academic consultation business.
 

-So How do you earn your family expenses?

I learned to live with minimum expenses. In fact, in my previous life, I was spending a significant part of my income for other people. Now, I live a humble life. My wife is a retired nurse, and we own a small house in Izmir. My daughter and son are studying in good universities with scholarships. Thus, I do not have many expenses.
I established a private company for academic consultation (www.aile.net). Currently, I work from home, giving online courses on academic writing and biostatistics. Because of my good reputation, there is more demand than I can cover. However, I am a professor whose place should be an academic institution. Therefore, I applied to some international organizations, including the Scholars at Risk (www.scholarsatrisk.org). I am hoping to have a post at a European university soon.

- What do you think about the human rights field in Turkey?

In my opinion, our scorecard concerning human rights has never been good. Unfortunately, I was not aware of the happenings or closed an eye in the past because of my patriotic feelings. The things I have been through allowed me to see other sufferings. It is tough to be a minority here. No matter whether you are a political, religious, or racial minority. Even the Kurds, who constitute a substantial part of the population, are not happy from the human rights perspective. I realized that the Human Rights Association (İnsan Hakları Derneği, https://www.ihd.org.tr/) is striving for the rights of all. Additionally, people who lost their jobs during the last years came together and formed the KHK platforms (https://www.khkliplatformlaribirligi.org/). However, the majority of the population is still ignorant of the rights of others. I am afraid it is the behavior of the underdeveloped communities to care for only their own partisans.

- And what about the Turkish government policies?

As I said, I am not involved in politics. But, unfortunately, politics got involved with me; I suffered because of bad politics. I will not criticize here the leading AKP from the political point of view. However, there are apparent mistakes they did and keep doing. First of all, they hurt hundreds and thousands of people who are actually their own potential voters. According to Mustafa Yeneroğlu, a former member of the AKP, more than one million legal transactions were made accusing people of being terrorists. Even as to the official figures, this number is around 600 thousand. Can you imagine a terrorist organization with one million members? I stayed with tens of people in prison. Frankly said, among them, I didn’t witness any single person defending terror.
Besides, more than a hundred journalists, including Ahmet Altan, are in jail for years. There are around 10 thousand women and 800 babies with their mothers in Turkish prisons. Even puerperal mothers are arrested. More than 500 people died in prisons in one year. So, in my opinion, early or later, the pain and suffering they caused will turn against the AKP. Additionally, as far as I follow from international media, Turkey has a bad reputation in general. They promised zero conflict, but today, Turkey has problems with almost everyone. I would suggest the government to start making peace. Peace first with their own citizens and then globally, beginning from the neighboring countries.

- Many reports tell about the bad conditions of prisoners because of the corona virus, can you tell more about that?

Discrimination is bad. However, once you lose the thread, it is challenging to keep things under control anymore. As did most countries, it was a correct decision to empty the prisons to protect the prisoners from the corona outbreak. Unfortunately, they decided not to release the alleged terrorists. Instead, they released murderers, robbers, and rapists. I can’t understand the reason for this discrimination. On the other hand, the released criminals already started to cause trouble in the community.

- Are you optimistic about the future of turkey if AK party and president Erdogan continued to rule?

I do not intend to criticize the AKP or Erdogan. Not because of the risk of getting in trouble by raising your voice (which happens easily these days), but mainly because I doubt that they will change. My family nor I have hope for the future of Turkey if they continue with these policies. And, I am afraid, this is the feeling of hundreds of thousands of others in the country.

علمت أنك كنت واحدًا من الأطباء والأساتذة اللامعين في مجال عملك، لماذا تم القبض عليك - حدثني عن تلك الفترة في حياتك - ؟


قد يبدو غرورًا وصف نفسي باللامع أو العبقري ومع ذلك فهناك إنجازات موضوعية أود أن أذكرها لتضع بصمتها في التاريخ. على الرغم من أنني ولدت في قرية صغيرة في منطقة البحر الأسود إلا أنني تمكنت من الدراسة وأصبحت أستاذًا. في الواقع، أنا من بين أول عشرة أساتذة طب الأسرة في تركيا. بالإضافة إلى ذلك، أتحدث التركية والإنجليزية والألمانية والقليل من العربية. لقد نشرت 12 كتابًا وأكثر من 400 مقالا. بخلاف ذلك، طوال حياتي المهنية، عملت بإخلاص وتفاني من أجل تقديم يد العون للآخرين. حتى الرجل الذي شهد ضدي في المحكمة اعترف بأنني قدمت له يد المساعدة فيما مضى. لدي قناة على اليوتيوب تهدف إلى الخدمة العامة و500 مقطع فيديو تعليمي للأكاديميين والطلاب. أما عن فترة اعتقالي فالأمر صعب بالنسبة لي فقد كانت صدمة كبيرة ومازلت أُعاني من تأثير نفسي ما بعد الصدمة لتلك الفترة. على سبيل المثال، يتملكني شعور بالمرارة وأشعر بأنني في حالة أكثر عصبية عند رؤية رجال الشرطة التركية.
لقد دعمت هذه الحكومة التي قامت باعتقالي في ملف الرعاية الأولية وكانت تتم دعوتي في غالبية المؤتمرات والاجتماعات الرسمية المُتعلقة بطب الأسرة. وفجأة أصبحت شخصا يزعم انه إرهابيًا يتم اعتقاله.. الأمر كان غير مُتوقع وشكل صدمة كبيرة لي.
أولاً، لم أصدق ذلك، وكنت أحدث نفسي من المؤكد أن هناك خطأ ما، فيما أنني مكثت في السجن لمدة 14 شهرًا. وأصبح يتملكني شعور الغضب من الجميع وتولدت لدي مشاعر سلبية وصعبة حتى لأولئك الذين يهتمون بي بالفعل لأن معظم الناس التزموا الصمت حينذاك. وكان ذلك أمرا طبيعيا لأن الناس يتملكهم شعور الخوف والقلق على حياتهم ومستقبلهم وعمليات الاعتقال كانت مُستمرة في ذلك الوقت.
بحكم عملي أدركت أنني أصبحت أُعاني مما يُسمى باضطراب الاجهاد الحاد، فقد تعديت المراحل الخمس لهذه الحالة حيث (الإنكار والغضب والمساومة والاكتئاب والقبول) وخلال الأشهر الستة الأولى في السجن كنت أتمنى الموت.. فقدت كل اهتماماتي بالحياة وكنت أبكي طوال الوقت. وعانيت من الاكتئاب الحاد من الدرجة التي تحتاج إلى رعاية طبية وتم إرسالي بعد فترة إلى الطب النفسي ومن هناك تم إحالتي إلى المستشفى.
كنا 14شخصا في زنزانة السجن، والتي كانت مهيأة فقط لـ 4-6 أشخاص. وكان زملائي في الزنزانة جميعًا من المتعلمين من الأساتذة، والحاصلين على درجة الدكتوراه، وحتى ضباط الشرطة، وأئمة المساجد..  لقد عانيت الكثير من الآلام في تلك الفترة من حياتي، وأتذكر أنني كنت أعاني من مشكلة في المرئ كانت تتطلب عملية جراحية وبعدها مكثت في وحدة العناية المركزة لمدة 10 أيام بينما جاء الحارس وكبلني بسرير المستشفى بشدة إلى درجة أن آثار القيود تركت آثارا عدة في جسدي. لكم أن تتخيلوا أنني دخلت السجن ووزني 74 كجم وعند إطلاق سراحي كان قد وصل وزني إلى 56 كجم. يعتريني الخجل لإخباركم بكل هذا فأنا أعلم أن هناك الآلاف ممن عاشوا قصصا ومواقفا هي أسوأ مني بكثير، فهناك من مات وهناك من انتحر خلال تلك الفترة. ولا أخفيكم أنني فكرت أيضًا في الانتحار لكنني خفت من الله وكنت أعرف أنني لست الوحيد الذي يعيش هذه المحنة، وأن هناك مئات الآلاف غيري يعانون من أشياء مماثلة، بل ربما أسوأ.

هل كان من السهل العثور على وظيفة جديدة بعد ذلك؟
لم يكن الأمر سهلاً على الإطلاق، ولم يكن ذلك ممكنًا في عام 2016 عندما فقدت وظيفتي لأول مرة، وهو أمر صعب لا زلت اعاني منه حتى اليوم أيضًا.. فأصحاب العمل تحت ضغط سياسي هائل وعلى الرغم من اعلان براءتي من الادعاءات والاتهامات التي وُجهت إلىّ، إلا أن عددًا قليلًا فقط من الشركات الخاصة سيكون لديها الشجاعة لتوظيف أشخاص ممن هم مثلي. حتى المحكمة أعلنت براءتي بعد أربع سنوات من جلسات المحكمة التي لا تنتهي.. أشخاص مثلي معصومون هنا.
بعد ذلك قررت أن لا أكون وقودًا للمؤسسات الصحية الرأسمالية. وفي الأشهر القليلة الأولى بعد السجن، عملت في مزرعة، مما ساعدني على إعادة تأهيلي والتكيف مرة أخرى مع الحياة الطبيعية. وفي وقت لاحق، ركزت على أعمال الاستشارات الأكاديمية.

إذن كيف تحصل على ما تعيل به عائلتك ؟
تعلمت أن أتكيف مع الحد الأدنى من النفقات.. في الواقع، في حياتي السابقة، كنت أنفق جزءًا كبيرًا من دخلي على أشخاص آخرين. الآن، أعيش حياة متواضعة.. زوجتي ممرضة متقاعدة، ونملك منزلًا صغيرًا في مدينة إزمير. ابنتي وابني يدرسون في جامعات جيدة من خلال المنح الدراسية. وبالتالي، ليس لدي الكثير من النفقات.
أيضًا أنشأت شركة خاصة للاستشارات الأكاديمية وأعمل في المنزل، وأُقوم بتقديم دورات تتعلق بالكتابة الأكاديمية والإحصاء الحيوي عبر الانترنت. وبسبب سمعتي الجيدة، فهناك طلبات كثيرة حتى من الصعب علي تلبيتها كافة. ولكن لحبي لتخصصي وشعوري بأنني يجب أن أكون في مؤسسة أكاديمية فقد تقدمت بطلب إلى بعض المنظمات الدولية، بما في ذلك العلماء المعرضين للخطروآمل أن يكون لدي منصب في جامعة أوروبية قريبًا.

ما رأيك في مجال حقوق الإنسان في تركيا؟
هذا المجال لم يكُن يومًا ما جيدًا في تركيا، وما مررت به جعلني أشعر بمعاناة الآخرين، والشعور بأنك من الأقلية أمر صعب للغاية؛ سواء من الأقلية السياسية أو الدينية أو العرقية.. الأكراد هنا غير سعداء على الرغم من أنهم يُشكلون جزءًا كبيرًا من السكان ولكن حقوقهم مهدورة ويتعرضون للاضطهاد.
فيما أن هناك جمعية حقوق الإنسان بتركيا تسعى من أجل جميع الحقوق المُهدرة، إضافة إلى بعض الأشخاص الذين شكلوا منصات عبر الإنترنت والتواصل الاجتماعي وهم ممن فقدوا وظائفهم وحقوقهم مُحاولين استردادها مثل منصة "  KHK".
ومع الأسف لازال غالبية الأتراك يجهلون حقوق بعضهم البعض، وأخشى أن يظل سلوك المجتمعات المتخلفة وهو الاهتمام بأنصارهم فقط مُسيطرًا على الوضع.

وماذا عن سياسات الحكومة التركية؟
كما ذكرت سابقًا لست منخرطًا في السياسة. ولكنني عانيت بسبب السياسات السيئة. ولن أستطيع أن أنتقد هنا حزب العدالة والتنمية فهو الرائد لدينا من وجهة نظر السياسة التركية. ولكن هناك أخطاء واضحة لهم ولا زالوا مستمرين بالقيام بها.. فأولًا وقبل كل شيء، هي حكومة تؤذي المئات والآلاف من الناس الذين هم في الواقع من قام بانتخابهم وترشيحهم، ووفقًا لمصطفى ينيروغلو، العضو السابق في حزب العدالة والتنمية، فقد تم إجراء أكثر من مليون صفقة قانونية لتقوم باتهام الناس بالإرهاب. وحتى فيما يتعلق بالأرقام الرسمية، فإن هذا العدد يبلغ حوالي 600 ألف.. هل يعقل أن منظمة إرهابية تضم مليون عضوا؟.. وأنا رأيت بأم عيني خلال فترة سجني مع عشرات الأشخاص أنه لا يُوجد بينهم إرهابي أو حتى من يُدافع عن الإرهاب.
للأسف هناك حوالي 100 صحفي في السجون منذ سنوات ولعل أشهرهم أحمد ألتان، أيضًا هناك حوالي 10 آلاف امرأة و800 طفل مع أمهاتهم يرضخون في السجون التركية. حتى الأمهات النفاس يتم القبض عليهن دون شفقة أو رحمة. وقد تُوفي أكثر من 500 شخص في هذه الفترة منذ 15 تموز2016. لذا، في رأيي أن الألم والمعاناة التي تسببت فيهما الحكومة التركية سوف ينقلبان ضد حزب العدالة والتنمية عاجلا ام آجلا. هذا إلى جانب ما تشتهر به تركيا من سمعة سيئة بحسب ما اُتابع عبر الإعلام الدولي؛ فقد وعدت تركيا فيما سبق بعدم الإنخراط في صراعات ولكنها اليوم تُواجه مشاكل مع الجميع. وأود أن أقترح على الحكومة البدء في صنع السلام.. أولًا مع مواطنيها ثم مع العالم، على أن تبدأ بالدول المجاورة.

العديد من التقارير تتحدث عن الظروف السيئة للسجناء بسبب فيروس كورونا، هل هناك معلومات تفصيلية لديك ؟
التمييز بشكل عام سيء وبمجرد أن تفقد الموضوعية؛ فإنه من الصعب إبقاء الأمور تحت السيطرة بعد الآن. وكما فعلت معظم البلدان، كان قرارًا صحيحًا بإخلاء السجون لحماية السجناء من تفشي الوباء. ولكن الحكومة التركية قررت مع الأسف عدم الإفراج عن الإرهابيين المزعومين. وبدلًا من ذلك، أطلقوا سراح القتلة واللصوص والمُغتصبين.. وقد بدأ المجرمون المُفرج عنهم بالفعل في إثارة المشاكل محليا في تركيا.

هل أنت متفائل بمستقبل تركيا إذا استمر حزب العدالة والتنمية والرئيس أردوغان في الحكم؟
لا أنوي انتقاد حزب العدالة والتنمية أو أردوغان، ليس بسبب خطر الوقوع في ورطة عن طريق رفع نبرة الصوت (والذي أصبح كثيرًا وسهلًا هذه الأيام)، ولكن لأنني لا أعتقد أنها ستتغير.. لاعائلتي ولا أنا لدينا أمل في مستقبل تركيا إذا استمرت في سلوك السياسات نفسها، وأخشى أن يكون هذا هو شعور مئات الآلاف من الأتراك.

12 Nisan 2020 Pazar

Beslenme karnenizi tutun, salgın günlerinde kilo almayın

Beslenme karneniz nasıl?
Çocukken bize karnemizi sorarlardı büyüklerimiz. Sanırım şimdi bize sorulacak soru bu: Beslenme karneniz nasıl? 

Zor günlerden geçiyoruz.
Bütün insanlık ev hapsinde.

Türkiye'de icad edilen irtibat/iltisak kriterleriyle insanlar hapse atıldı. Ben de terörle yaftalandım ve cezaevinde kaldım. Orada insan ev hapsine özeniyor. "Keşke evde ailemle birlikte olsam" diye geçirirdim içimden. İronik bir şekilde şimdi bana hapsi reva görenler de ev hapsinde...

Her neyse, evde ailemizle olmanın iyi tarafları var muhakkak. Ancak, evde kalmak beraberinde bazı sorunlar da getiriyor. Bunların arasında önemli bir risk kilo almak.

Hattı zatında, şişmanlık korona salgınından daha büyük bir pandemi. Etrafınıza bakın, insanlar neden ölüyor. Göreceksiniz ki, çoğu ölümün sebebi kalp krizi, beyin felci gibi hastalıklar. Bu hastalıkların baş sebeplerinin arasında şişmanlık geliyor. Hatta şişmanlık birçok kanser çeşidiyle bile ilişkili bulunmuş.

O nedenle, bir aile hekimi olarak şişmanlık riskine karşı sizleri uyarmak istiyorum. Evde kaldığınız dönemde daha da dikkatli olmalısınız ama şimdi size hayatınız boyunca rehber edinmeniz gereken önerilerde bulunacağım.

Şöyle bir düşünce gelebilir aklınıza: "Şimdi bu doktor yüzlerce diyet listesinin arasına bir yenisini mi ekleyecek?"

Hayır. Amacım bir diyet önerisinde bulunmak değil. Amacım, bir hekim olarak birikimlerim çerçevesinde herkesin uyması gereken sağlıklı yaşam tavsiyelerini kolay, hatırlanabilir ve uygulanabilir bir şekilde özetlemek.

İlk önerimi yaptım zaten:
Sizlere diyet yapmanızı önermiyorum; yaşam tarzı değişikliği öneriyorum. Dolayısıyla yapacağım öneriler aklınıza yatarsa bunları hayat boyu uygulamalısınız. "Diyet" olarak uygulanan kısa süreli kilo verme çabaları beraberinde bazı tehlikeler getirir. Bunları başka zaman konuşabiliriz.

Size "beslenme karnesi" olarak adlandıracağımız daha önce de yayınladığımız beş basit kural tavsiye edeceğim. Bu kuralları okul karnesine benzetebilirsiniz. Haftada bir karnenizi değerlendirip beş üzerinden kaç aldığınıza bakabilirsiniz.

Basit ve akılda kalıcı 5 madde şunlar:
  1. Yedikten sonra 5 saat aç kalın.
  2. Kendinize bir servis tabağı hazırlayın.
  3. Yavaş yiyin.  
  4. Yediklerinizi yazın.
  5. Beden eğitimi yapın.
1.
Üstad Said Nursi risalelerde İbn'i Sina'nın şöyle söylediğini belirtir:
 Yediğinizde az yiyin ve yedikten sonra da 4-5 saat aç kalın.

Şimdi diyebilirsiniz ki, "Tıp bu kadar gelişti, sen bin yıl önceki bilgileri mi aktarıyorsun bize?"
Evet. Bu konnuda evet. Tıp ve teknoloji yeni hastalıklara tanı koyma, laboratuvar testleri, yeni ilaçlar gibi hususlarda gerçekten çok gelişti. Ancak, şişmanlıktan korunmanın yolu değişmedi.
Hatta bin yıldan da öncesine gidip peygamberimiz Hz. Muhammed'den örnek vermem gerekir size. Onun, günde iki kere beslendiği ve yediğinde de az yemeyi tavsiye ettiği rivayet edilmiştir (Tirmizi, Savm, 2380).

Ben de size yedikten sonra 5 saat aç kalmanızı öneriyorum. Aç kalmak derken, kalori içeren herhangi bir şey yememeyi kastediyorum. Sadece su ve şekersiz çay gibi şeyler tüketebilirsiniz. Yani, beslenme araladında atıştırma yapmayacaksınız. Demek ki, günde üç öğün yiyecekseniz ve kahvaltıyı dokuzda yaptıysanız, öğlen yemeğini öğleden sonra ikide, akşam yemeğini de yedide yiyebilirsiniz.

Tabi şu uyarıyı yapmam lazım: Eğer şeker hastasıysanız veya uzun süreli aç kaldğınızda kan şekeriniz düşüyorsa şeker kontrolünüzü yaparak gerektiğinde beslenmelisiniz. Özellikle insülin kullanan hastalar için hipogliseminin önemli bir tehlike olduğunu unutmamalısınız.

2.
Kendinize bir servis tabağı hazırlayın.
Bir öğünde yiyeceklerinizi yemeye başlamadan önce görün ve planlayın. Bir tabak hazırladıktan sonra da o tabaktakiler bittikten sonra masadan başka herhangi bir yiyecek almayın. Planınıza sadık kalın. Mesela bu benim bugünkü kahvaltı tabağım. Tabakta iki dilim peynirli-yumurtalı kızarmış ekmek, yarım ince dilim salçalı ekmek, yarım ince dilim buğday ekmeği, bir kurabiye, yarım kibrit kutusu kadar beyaz peynir, bir tatlı kaşığı kadar krem peynir, sekiz adet siyah zeytin ve bir kuru incir var. Ayrıca yarım tabak yağsız, sirkeli marul salatası ve şekersiz çayım var. Bu arada, bu tabaktaki kurabiye fazla geldi; yemedim. Fotoğraftaki baldan da yemedim. Yiyecek olsaydım servisa tabağıma yiyeceğim kadarını almalıydım. Bu arada biz şu sıralar ailecek günde iki öğün yiyoruz.

3.
Yavaş yiyin.
Yedikçe kan şekeriniz yükselecek, midenizden beyninize sinyaller gidecek ve doygunluk hissi oluşacak. Acele yerseniz boğazıza kadar yeseniz bile doyma hissi oluşmayacaktır. Halbuki birkaç lokmadan sonra bir nedenle yemeye ara vermeniz gerekse iştahınızın kaçtığını tecrübe etmişsinizdir.
O nedenle ufak lokmalar almalı ve her lokmayı çokça çiğneyip yuttuktan sonra ağzınıza yeni bir lokma koymalısınız. Ben en az 30 kere çiğnemenizi öneriyorum. Kendim de öyle yapıyorum.

Diğer taraftan, lezzet ağızdadır. Lokmayı yuttuktan sonra lezzet alamazsınız. Onun için tadına vara vara, yavaş yavaş yemeniz daha mantıklıdır.

4.
Yediklerinizi yazın.
Beslenmenin sağlıklı ve dengeli olması gerektiği bir tarafa, kilo alma açısından mesele aldığınız ve tükettiğiniz kalori dengesiyle ilgilidir. Herkesin metabolizma hızı ve ihtiyacı da farklıdır. Bu yolla kendinizi tanıyacak ve sağlıklı bir planlama yapabileceksiniz.


O nedenle, kendi beslenme düzeniniz oluşana ve besinlerin yaklaşık kalori değerlerini öğrenene kadar yediklerinizi yazmanızı ve kalorilerini hesaplamanızı öneriyorum. Bunu her öğünde yapmanız en iyisi olacaktır. Endişe etmeyin; birkaç ay sonra işiniz azalacak ve yazmanız gerekmeyecek.

Öncelikle günlük kalori ihtiyacınızı hesaplamalısınız. İnternette bu amaçla çok web sitesi var. Mesela şuradan hesaplayabilirsiniz: https://gunluk-kalori-ihtiyaci.hesaplama.net/
Benim günlük ihtiyacım 1700 kalori.

Şimdi, kahvaltı tabağımdaki besinlerin kalorisini hesaplayacağım. Bu amaçla https://www.diyetkolik.com/kac-kalori/ sitesini tavsiye ediyorum. Bazı besinleri tam olarak bulamadığınızda benzerlerinden yaklaşık kalorilerini yazabilirsiniz. Mesela, kızarmış ekmek yaklaşık 150 kalori. Ben de kızarmış yumurtalı ekmek için 200 kalori yazacağım.

Kızarmış ekmek: 200*2=400 kalori
Yarım ince dilim salçalı ekmek: 60 kalori
Yarım ince dilim buğday ekmeği: 30 kalori
Yarım kibrit kutusu kadar beyaz peynir: 30 kalori
Bir tatlı kaşığı kadar krem peynir: 40 kalori
Sekiz adet siyah zeytin: 40 kalori
Bir kuru incir: 50 kalori
Yarım tabak yağsız, sirkeli marul salatası: 30 kalori
Şekersiz çay: 0 kalori
Toplam: 680 kalori.

Bu arada, bir kurabiye, yakaşık 170 kalori. İyi ki onu yememişim.

Demek ki, akşam yemeğinde de yaklaşık 1000 kalori tüketme hakkım var.

Şunu da belirtebilirim: Yedi bin kalori yaklaşık bir kilogram vücut ağırlığı demek. Yani, fazladan 7000 kalori yediğimizde bir kilo alacağımızı veya tersini söyleyebiliriz.

5.
Beden eğitimi yapın.
Karnemizdeki en önemli puanlardan birisini de egzersiz oluşturuyor. Sağlıklı kalmak için bir kişinin günde 10 bin adım yürümesi veya 30 dakika orta şiddette egzersiz yapması önerilmektedir.

Bu konuda Sağlıklı Yaşam kitabımıza bakmanızı öneririm. Bedeninizin kaldıramayacağı şiddette egzersizler yaparak kendinizi tehlikeye atmanızı istemem.

Günlük adımlarınızı saymak için 50 TL'den başlayan akıllı akıllı saatleri veya cep telefonunuza yükleyeceğiniz bir aplikasyonu kullanbilirsiniz.
Ben her gün birkaç seans şınav ve mekik çekiyorum. Ayrıca, eskiden çocuklarımla tekvando çalıştığımızdan evimizde vurmak için ellikler de var. Bazen de onları kullanıyoruz. Siz bir Youtube videosu eşliğinde egzersiz yapmayı tercih edebilirsiniz.

Herkesin güvenli bir şekilde yapabileceği bir beden eğitimi yürümektir. Biliyorum, aklınıza "Sokağa çıkma yasağı var, nerede yürüyeceğiz?" sorusu geliyor.

Cezaevinde mahpusların yürüyebileceği alan, etrafı duvarlarla çevrili 10 adımlık bir yer. O duvarların arasında her gün 3 saat yürüyordum. 14 aylık tutukluluğum süresinde yaklaşık 5 bin kilometre yol yürüdüğümü hesaplamıştım. Benim evimin salonu oradan daha geniş. Evimde neden yürümeyeyim?

Sonuç olarak, haftalık takiplerinizi kendiniz yapacağınız bir çizelge oluşturur ve kendinize en azından iyi veya pekiyi verecek kadar puan alırsanız eminim ki, bu sıkıntılı günleri de sağlığınız açısından zarar etmeden ve kilo almadan atlatabilirsiniz. Hatta kim bilir, belki hayatınızın geri kalanı için sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemiş olur ve bu krizi de kara dönüştürürsünüz :)
 
Beslenme karneniz hep beşte beş, yani pekiyi olsun.