15 Mart 2021 Pazartesi

Kötülüğe itiraz et!

 



Komedi gibi ama gerçek. İnsan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na terörü desteklemekten ceza verildi. Vekilliğinin düşürülmesi ve hapsedilmesi ihtimali var. Bu durumda insan olanın iki çift laf etmesi gerekir. Ben de bu yanlışın karşısında sözümü söyleyeceğim.

Size de kötülükleri el ile def etmeniz öğretilmedi mi? Buna gücünüz yetmediğinde söz ile düzeltmeye çalışmalı değil misiniz?

***

Sayın Gergerlioğlu, tanıştığımdan beri beni şaşırtıyor. Onu ilk Twitter’da tanıdım. Hesap adı @gergerliogluof olduğu için onu Oflu zannedip hemşeri muhabbeti beslemiştim.

HDP milletvekili olduğunu öğrenince de Kürt olduğunu düşünmüştüm. Meğer Ispartalı bir Türkmüş.

İnançsız grupların haklarını savunduğunu görünce onu da inançsız sanmıştım. Tanışınca baktım ki, Allah’a ve Peygambere en az benim kadar inanıyor. Belki size tuhaf geliyordur ama şaşırmayın. Bizim müslüman mahallesinden ateistlerin, komunistlerin, LGBT’lerin haklarını savunanlar pek çıkmaz da ondan...

Göğüs hastalıkları uzmanı bir doktor olduğunu öğrendiğimde kendisine meslektaş muhabbeti besledim ama baktım ki, doktor olduğuyla hiç övünmüyor; hep insanlığı öne çıkarıyor. Ben de onu bir insan hakları aktivisti olarak benimsedim. O da kendisini öyle tanımlıyor zaten. Şucu, bucu değil, bir siyasi aktör değil, sadece insan ve bir insan hakları aktivistidir o.

Hapsedilme ihtimali karşısındaki tepkisi de şaşırtıcı oldu benim için. KHK Akademisi’nin vefa toplantısında yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Ben üzerime düşeni yaptım. Bundan sonrası nasip işidir. Hapse de girebilirim. Hakkınızı helal edin.” Onun kimseye hakaret ettiğini duymadım. Başına bu çoraplar örüldüğünde bile... İşte böyle olmalı insan. Tabiat kurallarına uyup gereğini yapmalı, sonra da başına gelenlerle barışık olmalı.

Geri kalmış ülkelerde devleti arkasına alanlar konumlarına göre birer küçük ya da büyük krala dönüşüyor. Hele vekiller ve devlet başkanlarının durumlarını bilirsiniz. Korumalarıyla dolaşırlar, camiye gidecek olsalar yüz araçlık konvoy oluşturma ihtiyacı hissederler. 

Türkiye’de çoğu vekile ulaşmak zordur. Ulaştığınızda da kibirlerini fark edersiniz hemen. Gergerlioğlu’yla tanıştığımda bu hususta da şaşırttı beni. Rahmetli Haluk Savaş’la birlikte KHK platformunun açılışı için İzmir’e davet etmiştik kendisini. Biz ona business sınıfından bilet almayı planlarken o kendi biletini almayı tercih etmişti.

Havaalanından karşılamaya da benim gitmemi istedi arkadaşlar. KHK’lıların neyi var ki? Ağaç kökü yiyoruz o zamanlar :) Bir Fiat Panda arabam var. “Ayıp olur” dediysem de “Sen profesörsün, hiç değilse etiketli birini gönderelim” dediler.

Adnan Menderes Havalimanı VIP çıkışında Münir Korkmaz arkadaşımla birlikte bekliyoruz ama bir türlü çıkmıyor. Meğer normal çıkış kapısını kullanmış ve nezaketinden arayıp beklediğini de söylemiyor. Halkın vekiline de öylesi yakışırdı zaten...

***

İşte benim tanıdığım Ömer Faruk Gergerloğlu budur. Şimdi ‘Yüce Türk Milleti’ son zamanlardaki insan hakları karnesi kırıklarına bir yenisini daha eklemek üzere. Ben yine de sözümü söyleyeyim. Başka bir şey gelmiyor elimden:

Arkadaş, yüz, hatta bin yılda bir gelecek kalitede bir vekiliniz olmuş, onu da harcamak üzeresiniz. Bu nasıl bir aymazlıktır? Anlayamıyorum! İnanın anlayamıyorum...

Beni duyan herkesi verilen mahkeme kararını ve hukukçuların yorumlarını okumaya davet ediyorum. Tamamen niyet okumaya dayalı, hukukçuların yüzünü kızartacak bir karardır o. Özgür hukukçular bu karardan utanç duyuyor. Eminim bu kararı verenler de gün gelecek önlerine bakacaklar.

Siyasilere de bir çift sözüm var. Mecliste Gergerlioğlu dosyası oylandığında muhtemelen “Eller kalkar ve iner” prensibince liderlerinizin talimatını yerine getireceksiniz. Yapmayın! Bu utanca ortak olmayın. Özgür iradenizi, aklınızı ve vicdanınızı kullanın. Unutmayın, herkes kendi yaptığından mesuldür.

Gergerlioğlu vakası siyasi tarafgirliğin ne kadar saçma olduğunu da gözler önüne sermektedir. Biliyorum, birçok muhafazakar insan Gergerlioğlu’na baktığında Türkiye’nin en az %90’ını temsil eden bir Anadolu insanı görüyordur. Ancak, HDP milletvekili ya, “Bir HDP’liye nasıl destek veririm” düşüncesi var. Kırın beyninizi hapseden zincileri! Parti, ideoloji, lider değil önemli olan; ‘doğru’ var bir de ‘yanlış’. Doğrunun yanında olun, yanlışın da karşısında. Yoksa biliniz ki kendinizle, inançlarınızla çelişmektesiniz.

Siyasi liderlere de seslenmek istiyorum. Yapılan bu haksızlıkla siyasi bir muhalifinizi bertaraf edeceğinizi zannediyor olabilirsiniz. Ama bilesiniz ki bu hareket size oy kaybı olarak dönecektir. Basiret sahibi insanlar eninde sonunda yapılan haksızlıkları görmektedir.

***

Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Biliyorsunuz, ışığı fark edebilmemiz için karanlık lazım. Medeni bir ülkede Gergerlioğlunun tasvir ettiğim özellikleri bir milletvekili için sıradan kabul edilir. Bunlar insan olmanın gereğidir. Sayın Gergerlioğlu bugün örnek bir insan olarak bu kadar öne çıkıyorsa bunun bir sebebi de mevcut sistemin bozulmuş ve çürümüş olmasıdır. Dilerim bir gün bütün vekiller Gergerlioğlu’nun vasıflarına sahip olurlar.

Dediğim gibi, bu yazıyı kendi prensiplerimin gereğini yerine getirmek için yazdım. Elimle düzeltemediğim bir kötülüğü dilimle düzeltme çabasıdır bu. Gergerlioğlu’na kişisel muhabbetimin ve sevgimin ötesinde bir şahitlik beyanıdır... O, meclisten nasıl haykırdı ve “Şahit ol ya Rab! Ben vazifemi yaptım ve uyardım” dediyse, ben de diyorum ki “Şahit ol ya Rab! Ben Gergerlioğlu’na yapılan bu zulme karşı çıktım ve duyurdum”. Sizi de itiraz etmeye ve bu kötülüğü söz ile düzeltmeye davet ediyorum.

5 Ocak 2021 Salı

COVID-19 Aşısıyla İlgili Sorular

 


 

COVID-19 Aşısıyla İlgili Bazı Sorular ve Cevaplar

             Tifo aşısı 100 yılda geliştirildi. Menenjit aşısı 80 yılda. Hızlı geliştirildi diyebileceğimiz kızamık aşısı ise yaklaşık 10 yılda... Şimdi ise bir yıldan daha kısa sürede yeni aşılar keşfedilip uygulanmaya başlanıyor. İnsanların kafası karışık. Akıllara bazı sorular geliyor. Komplo teorilerine yatkın olmamız ve mevcut tecrübeler nedeniyle küresel güçlere ve çokuluslu şirketlere şüphe duymamızın bunda etkisi olduğunu düşünüyorum. Yine de soruları ilmi deliller ışında değerlendirip öyle karar vermek gerekir. Bu yazıda sıkça duyduğum bazı sorulara cevap aradım.


1.     Aşının içeriği nedir? İçinde cenin olduğu iddia ediliyor. Bu doğru mu?

Geleneksel aşılar virüsün bir parçasını veya tamamını içermektedir. Bu tip aşıların üretilebilmesi için canlı organizmalara veya yumurtaya ihtiyaç vardır. Ancak yeni geliştirilen RNA aşıları sadece COVID-19 virüsünün spike proteinini üreten mRNA’yı içermektedir. Bu mRNA insan vücuduna girince virüsün önemli tanımlayıcı bir kısmı olan spike proteinleri sentezlenmektedir. Oluşan bu protein insan vücuduna yabancı olduğundan buna karşı antikor geliştirilmekte ve böylece virüs vücuda girdiğinde bağışıklık sistemi onunla mücadele etmeye hazır hale gelmektedir. RNA aşısının içerisinde şunlar bulunur:

a.      mRNA

b.     Lipid. Suda çözünmeyen yağ molekkülleridir. mRNA’nın vücuda girene kadar korunmasını sağlar.

c.      Tuzlar ve aminler: aşının pH düzeyini vücudunkine yakın tutmayı ve vücuda verildiğinde zarar oluşturmamasını amaçlar.

d.     Şeker: Yağ baloncuklarının birbirine yapışmamasını sağlar.

RNA aşısında cenin (embriyo), DNA, kan ürünleri, glüten, yumurta proteinleri, domuz ürünleri, antibiyotik ve mikroçip bulunmaz.

 

2.     Aşı yapıldıktan sonra tekrar hastalanılabilir deniyor? İki kez yapılacak aşıda tekrar hastalanılacaksa neden yapılıyor?

Aşılar yüzde yüz koruyucu değildir. COVID-19 aşılarının koruyuculuk oranları yüksek olup %95 civarındadır (Pfizer/Biontech: %95, Moderna: %94,1, Sinovac: %79,3-%86). Ancak, toplumun yaklaşık %60’ının bağışık olması durumunda virüsün yayılma imkânı kalmayacağı için hastalıkla mücadele edilebilecektir. O nedenle, aşı olmayı sadece kişinin kendisinin değil, toplumun da korunması açısından değerlendirmek gerekir.

 

3.     Aşı olanlar bir yıl içinde çocuk sahibi olamıyor deniyor. Sonraki yıllarda etkisi devam etmeyeceği ne malum? Yapılan bir aşı denemesinde 15-40 yaş arası 300 bin kadının kısır kaldığı ifade ediliyor.

COVID-19 aşısının kısırlığa yol açtığını gösteren herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Yine de söylentileri bertaraf edecek bir araştırma 60 gönüllü üzerinde devam etmektedir. Bu araştırmanın sonuçlarının Haziran 2021’de yayınlanması beklenmektedir. Kısırlığın hem erkeğe hem de kadına bağlı sebepleri olabilir. 2012 yılında yayınlanan kapsamlı bir araştırmada dünya genelinde kadınların %1,9’unun hiç çocuk sahibi olamadıkları, %10,5’inin de ilk çocuktan sonra tekrar çocuklarının olmadığı bildirilmiştir. Türkiye için bu oranlar dünya genelinden yüksek değildir.

 

4.     DNA etkilenme durumu var deniyor. Değişim olabilir deniyor. Bu değişim bir sonraki nesle geçer mi?

RNA aşısındaki mRNA’nın insan DNA’sını etkileyebileceğini gösteren herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Kaldı ki, her gün aldığımız besinlerle, böcek ısırmalarıyla ve başka yollarla sayısız farklı DNA vücudumuza girmektedir. İnsan DNA’sını değiştirmek teorik olarak dahi çok zor bir işlemdir. Laboratuvar ortamında CRISPR-Cas9 adı verilen “DNA makası” keşifleri için Emmanuelle Charpentier ve Jennifer Doudna 2020 yılında Nobel ödülüne layık görülmüştür. Dolayısıyla, laboratuvar ortamında özel teknikler kullanılarak başarması zor olan bir işlemin bir aşı ile rastgele ortaya çıkması düşünülemez.

 

Kaynaklar

1.     Nature. The lightning-fast quest for COVID vaccines — and what it means for other diseases https://www.nature.com/articles/d41586-020-03626-1

2.     World Health Organization. How are vaccines developed? https://www.who.int/news-room/feature-stories/detail/how-are-vaccines-developed

3.     STAT. A side-by-side comparison of the Pfizer/BioNTech and Moderna vaccines. https://www.statnews.com/2020/12/19/a-side-by-side-comparison-of-the-pfizer-biontech-and-moderna-vaccines/

4.     Reuters. Different efficacy data for Chinese COVID-19 vaccine "real and valid"-media. https://www.reuters.com/article/health-coronavirus-vaccine-china-idUSKBN297035

5.     ClinicalTrials.gov. COVID-19 Vaccine and Impact on Fertility Study. https://www.clinicaltrials.gov/ct2/show/NCT04665258

6.     https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3525527/

7.     Children’s Hospital of Philadelphia. Questions and Answers about COVID-19 Vaccines. https://www.chop.edu/centers-programs/vaccine-education-center/making-vaccines/prevent-covid

8.     The Nobel Prize. Genetic scissors: a tool for rewriting the code of life. https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2020/popular-information/

 

Resim: PixaBay https://pixabay.com/vectors/coronavirus-emoji-mouth-guard-5062181/ 

13 Aralık 2020 Pazar

Morris from the Santa Village

It was October 2011.

A message came from Morris on my hospitality account. This 28-year-old boy, who set off from Athens on his motorcycle, needed a one-night stay on the Kars, Hopa, Georgia and Azerbaijan route.

We hosted Morris as we did over a hundred other guests we invited to our house. When he arrived at our home in Erzurum, we were surprised: Morris spoke fluent Turkish. When he said, "I am from Santa," my eyes widened in wonder. "Santa is my neighboring village, let's talk about it." I said. Then, he shared the following sad story:

Morris was from Santa but from the Santa Village in Georgia. His father was from the Santa I knew. In 1923, over one million Greeks from Turkey were abandoned from their locations. Morris's family  did not want to believe in this. After all, they did not want to leave their homeland where they lived for hundreds of years... So, the peasants decided to migrate to Georgia, which was closer to their town and wait there, rather than moving to Greece. Somehow soon some smart leader would come out and see the absurdity of asking people leaving their homeland. They too would return to their village after a while ...

You know, the arrangements that Morris's family dreamed of never materialized. Eventually, when Morris was 12, his family immigrated to Greece. He studied there and became an engineer. Now, he has decided to follow in the traces of his ancestors and see Santa in both the Black Sea and Georgia.
I'm sure some racists reading this post will question Morris' goodwill. So, let me open a bracket: The Van earthquake occurred shortly after Morris left us. Do you know what he did when he heard about the earthquake? He changed its route to Georgia, joined the volunteers in Van and helped for a while.

"Our people named the village they founded in Georgia Santa. Only Turkish was spoken in our village. I learned Greek after I returned to Greece when I was 12 years old." says Morris.

Do you know why I shared the story of Morris from Santa? I shared it so that maybe you read and think.

I do not know if the Greeks who oppressed the Turks in Western Thrace do the same, but maybe those who live in the houses former Greeks from the Black Sea, such as me, feel what the former inhabitants of those towns experienced, how they were exposed to traumas, and so they can empathize.

I shared this story to make you understand that it is nonsense to declare those hundreds of years old friends and neighbors in one day.

I shared this story with the hope that my fellow from the Black Sea who feels sorry about the Bosnian raped by her Serbian neighbor, reflects that the person who made the quarry stone in his house was a Greek who died during a forcible exchange journey.

Why hadn't anyone told me that the cornerstones of the house where my childhood passed were put by Greeks? Did they want to forget what happened? Or was it that ordinary to use the neighbor's land, house, and belongings?

I question them and speak, but I also know that human beings have made the same mistakes throughout history. And I'm afraid they will continue to do it anyway. However, I hope that even a few people understand this mistake and stop cruelty and nonsense.

I ask myself, "How could people mark the people they considered as teachers, doctors and nurses until the day before as treacherous?"

I wonder if some of the turbaned imams said for the Greeks who were forced to exchange too: "Their wives, daughters, schools and institutions are a godsend for you. Use them as you wish"

I ask myself "How come my uncle, who witnessed the imbeciles who shot a bullet at their neighbor on September 12 events in Turkey, was able to call me a terrorist?"

Then I look and see: Believing the words of a mad and cruel dictator, millions of Germans did the same treating their neighbors as terrorists, collapsing their property, helping their persecution, and burning them in camps.

So the same wheel of cruelty will keep repeating again in this old world. The persecutors will sometimes be Fascists, sometimes Communists, sometimes Christians, sometimes Hindus, sometimes Muslims, but mostly relatives, neighbors and friends ...

However, even the shadow of illegitimate goods is illegitimate. Therefore, object when your neighbor, relatives or other people are asked to be persecuted. Say to those who ask you to do so "Shut up you idiot!". In fact, not only do not be a party to the persecution, but also try to prevent it. Otherwise, Morris from Santa yesterday, Zechariah with Sifter today, you tomorrow, this cruelty will go on and on...

Santalı Morris


Ekim 2011 idi.

Konukseverlik hesabıma Morris'ten bir mesaj geldi. Atina'dan motorsikletiyle yola çıkan bu 28 yaşındaki delikanlının Kars, Hopa, Gürcistan ve Azerbaycan rotasında bir gecelik konaklamaya ihtiyacı varmış.

Evimize davet ettiğimiz yüzün üzerindeki diğer konuk gibi Morris'i de misafir ettik. Ancak, Erzurum'daki evimize geldiğinde bir sürprizle karşılaştık: Morris akıcı bir şekilde Türkçe konuşuyordu. "Ben Santalıyım" dediğinde ise gözlerim merak içinde açılmıştı. "Santa benim komşu köyüm, hele anlat." dedim. Şu acıklı hikayeyi paylaştı:

Morris Santalı ama Gürcistan'daki Santa'dan. Esas babası bizim Santalıymış. Lozan Barış Antlaşması sonrasında bir milyonun üzerinde Hrıstiyan Rum'dan Türkiye'yi terk etmeleri istendiğinde Santalı Rumlar olanlara inanmak istememişler. Sonuçta yüzlerce yıldır yaşadıkları vatanlarını terk edeceklerdi... Köylüler, Yunanistan'a gitmektense daha yakın olan Gürcistan'a göçüp orada beklemeye karar vermişler. Nasılsa yakında akıllı birileri çıkar ve insanların vatanlarını terk etmesinin saçmalığını görürdü. Onlar da bir süre sonra köylerine geri dönerdi...

Biliyorsunuz; Morris'in ailesinin hayal ettiği düzenlemeler bir türlü gerçekleşmemiş. Sonunda, Morris 12 yaşındayken ailesi Yunanistan'a göç etmiş. Orada okuyup mühendis olmuş. Şimdi de atalarının izlerini sürmeye ve hem Karadeniz'deki, hem de Gürcistan'daki Santa'yı görmeye karar vermiş. Bu yazıyı okuyan bazı ırkçıların Morris'in iyi niyetini sorgulayacağına eminim. Onun için şunu antrparantez belirteyim: Morris bizden ayrıldıktan kısa süre sonra Van depremi oldu. Depremi duyunca ne yaptı biliyor musunuz? Gürcistan rotasını değiştirip Van'daki gönüllülerin arasına katıldı ve bir süre yardım etti.

"Bizimkiler Gürcistan'da kurdukları köye Santa adını vermişti. Köyümüzde Türkçe konuşulurdu. Rumcayı 12 yaşımda Yunanistan'a döndükten sonra öğrendim." diyor Morris.

Santalı Morris'in hikayesini neden paylaştım biliyor musunuz? Belki okuyup düşünürsünüz diye paylaştım.

Batı Trakya'daki Türklere zulmeden Rumlar da aynısını yapar mı bilemiyorum ama belki benim gibi Karadenizli Rumlardan kalma evlerde yaşayanlar o beldelerin eski sakinlerinin neler yaşadıklarını, nasıl travmalara maruz kaldıklarını hisseder ve empati yaparlar diye paylaştım.

Belki, yüzlerce yıllık dostları ve komşuları bir günde düşman ilan edilen insanlar bunun saçmalığını düşünür diye paylaştım.

Sırp komşusunun tecavüzüne uğrayan Bosnalıya üzülen Karadenizli hemşerim, evindeki ocak taşını yapanın, zorla çıkarıldığı mübadele yolculuğunda ölen bir Rum olduğunu düşünsün diye paylaştım.Sahi, çocukluğumun geçtiği evin temel taşlarının Rumlardan kalma olduğunu neden kimse söylememişti bana? Unutmak mı istiyorlardı yaşananları? Ya da o kadar sıradan mı geliyordu komşusunun arazisini, evini, eşyasını kullanmak?

Bunları sorgulayıp söylüyorum ama bir taraftan da biliyorum ki, insanoğlu tarih boyunca aynı hataları yapagelmiş. Korkarım yine de yapmaya devam edecekler. Ümidim o ki, birkaç kişi de olsa bu yanlışı anlasın ve zulme, saçmalığa dur desin.

Kendime soruyorum; insanlar bir gün öncesine kadar öğretmeni, doktoru, hemşiresi diye saydığı insanlara bir gün sonra nasıl hain damgası vurabildiler? Acaba mübadeleye zorlanan Rumlar için de bazı sarıklılar "Bunların karıları kızları okulları kurumları sizlere ganimettir. Alın tepe tepe kullanın" demiş miydi?

Kendime soruyorum; "Nasıl olmuş da 12 Eylül döneminde komşusuna kurşun sıkan embesillere şahitlik etmiş olan amcam bana terörist diyebilmişti?"

Sonra bakıyorum, bir kaçık ve zalim diktatörün sözüne inanıp komşularına terörist muameleri yapan, mallarına çöken, kamplarda zulmedilip yakılmalarına yardım eden, göz yuman milyonlarca Alman da aynısını yapmış.

Demek yine aynı zulüm çarkı tekrarlayıp duracak bu ihtiyar dünyamızda. Zulmedenlerse bazen Faşist, bazen Komunist, bazen Hrıstiyan, bazen Hindu, bazen de Müslüman ama çoğunlukla akrabalar, komşular ve arkadaşlar olacak...

Oysa haram malın gölgesi bile haramdır. O nedenle sen sen ol, komşuna, akrabana, başka insanlara zulmedilmesi istendiğinde itiraz et. "Hadi ordan embesil!" de. Hatta sadece zulme taraf olmamakla kalma, zalime engel olmaya da çalış. Yoksa dün Santalı Morris, bugün Sifterli Zekeriya, yarın sen, bu devran böyle döner gider...

2 Kasım 2020 Pazartesi

Let the world hear: I have regrets!

 I have regrets!
I ask forgiveness for my mistakes.
I did not knowingly and directly persecute anyone. But I have sins that I regret.

***
To regret requires admitting the mistake. I admit that I did wrong.
Regret entails being nagged and sorry for what you have done. I am sorry for my wrong actions.
One who regrets should be determined not to make his mistake again. I will not repeat my errors.
Regretting blatant crimes can’t be kept secret, it must be said openly. I'm screaming from here; Let the whole world hear!
Repentance requires the punishment of the crime. I was unjustly in prison for 14 months, lost my job, my honor, and finally, left my country. I'm okay with my punishment for my righteous crimes.
Repentance involves paying back rights. Right holders who are alive can refer to me. However, I will account for those who died in the afterlife.
***

  • I condemned the Israeli soldier who broke the arm of the Palestinian boy, but I remained indifferent to the millions of Jews murdered in Germany.
  • I empathized with the Turks who were persecuted in the Balkans, but I did not think about what happened to the Armenians and Greeks I was residing their houses.
  • I participated in marches for Palestine but I had not even heard of the people experimented with in Namibia.
  • I attended the sit-in protests for girls wearing headscarves but ignored the discrimination against LGBT’s.
  • I cursed those who persecuted Said Nursi, but I did not even ask about the murderers of Bahriye Üçok.
  • I heard a grudge against Seyyid Kutub's murderers, but I did not even investigate who Ahmet Taner Kışlalı was.
  • I said "I cannot applaud the malice, I can never love the cruel", but I voted for the AKP, the architect of the KHK decree-law cruelty.
  • I hated the murderers of Hazrat Hussein, but kept silent about the massacre of the innocent in Japan.
  • There were times when I kept my prayers secret because of pressure, but I did not worry about the problems of non-Muslims.
  • I read the ordeal of the Crimean Turks but I did not struggle enough for the Romans.
  • I cursed the Chinese persecution of the Uighurs but did not care enough about the oppressed North Koreans.
  • I condemned Muhsin Yazıcığlu's imprisonment, but I did not question Ahmet Şık's arrest.
  • I cried over what happened to Alija Izetbegovic, but what happened to Nelson Mandela did not interest me much.
  • I was not sorry for the execution of Adnan Menderes as much as Deniz Gezmiş and Yusuf Aslan.
  • I protested the discrimination against Merve Kavakçı, but I watched Uğur Mumcu's murder like a documentary.
  • I felt sorry for the religious soldiers expelled of the army, but I did not deal with the problems of the Alevi’s.
  • I was worried about Rohingya Muslims, but I couldn't see what was done to the Kurds right under my nose.
  • I either did not know what happened to Nazım Hikmet, Ahmet Kaya and many others, or I ignored them.
  • I just learned that Jose Mujica has been imprisoned for 14 years.
  • What interested me that Gandhi was killed ...
  • Animal experiments, rainforest destruction, draining of streams, and water pollution were not priority issues to me.

***
I definitely have further regrets that I don't remember now.
However, the murderers of Aylan and Bekir who drowned in Meriç were the same ...
Those who persecuted Ahmet Kaya and those who imprisoned Ahmet Altan were no different.
But I noticed them late.
No matter, although late, I realized my mistakes, and I express my regret.
Do you have regrets too? Or just benefiting from the effective repentance law?
If you regret, do what it requires!

1 Kasım 2020 Pazar

Pişmanım - Dünya Duysun

Pişmanım

Hatalarım için af diliyorum

Bilerek ve doğrudan kimseye zulmetmedim. Ama pişmanlık duyduğum hatalarım var.

***

Pişmanlık, hatayı kabul etmeyi gerektirir. Hatalarımı kabul ediyor ve itiraf ediyorum.

Pişmanlık, nedamed duymayı, yaptıklarına üzülmeyi gerektirir. Üzgünüm.

Pişman, hatasını tekrar yapmamaya azmetmelidir. Hatalarımı tekrarlamayacağım.

Aleni suçların pişmanlığı gizli olmaz, açıktan söylenmeli. Buradan haykırıyorum; bütün dünya duysun!

Pişmanlık, suçun cezasını çekmeyi gerektirir. Haksız yere 14 ay hapis yattım, işimi, onurumu kaybettim, ülkemi terk ettim. Haklı suçlarım için cezam neyse razıyım. 

Pişmanlık, hak sahiplerine haklarını ödemeyi gerektirir. Yaşayan hak sahipleri benden haklarını misliyle alabilirler. Ölenlere öteki dünyada hesap vereceğim.

***

  • Filistinli çocuğun kolunu kıran İsrailli askeri kınadım ama Almanya'da katledilen milyonlarca yahudiye kayıtsız kaldım.
  • Balkan'larda zulmedilen Türklere empati yaptım ama Evlerinde oturduğum Ermeni ve Yunan'ların başına gelenleri düşünmedim.
  • Filistin için yürüyüşlere katıldım ama Namibya'da üzerlerinde deney yapılan insanları duymamıştım bile.
  • Başörtülü kızların oturma eylemine katıldım ama LGBT'lere yapılan ayrımcılığı görmezden geldim.
  • Said Nursi'ye zulmedenleri lanetledim ama Bahriye Üçok'un katillerini sormadım bile.
  • Seyyid Kutub'un katillerine kin duydum ama Ahmet Taner Kışlalı'nın kim olduğunu bile araştırmadım.
  • "Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem" dedim ama KHK zalimliğinin mimarı AKP'ye oy verdim.
  • Hazreti Hüseyin'in katillerinden nefret ettim ama Japonya'daki masumların katledilmesine sustum.
  • Baskıdan namazımı gizli kıldığım zamanlar oldu ama gayrımüslimlerin dertleriyle dertlenmedim.
  • Kırım Türklerinin çilesini okudum ama Romanlar için yeterince mücadele etmedim.
  • Uygurlara yapılan Çin zulmünü lanetledim ama baskı altındaki Kuzey Korelileri yeterince umursamadım.
  • Muhsin Yazıcığlu'nun hapsedilmesini ayıpladım ama Ahmet Şık'ın tutuklanmasını sorgulamadım.
  • Aliya İzzetbegoviç'e yapılanlara ağladım ama Nelson Mandela'nın başına gelenler beni fazlaca ilgilendirmedi.
  • Adnan Menderes'in idamına üzüldüğüm kadar Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan'a üzülmedim.
  • Merve Kavakçı'ya yapılan ayrımcılığı protesto ettim ama Uğur Mumcu'un katledilmesini belgesel gibi seyrettim.
  • Ordudan atılan dindar askerlere üzüldüm ama Alevilerin sorunlarıyla ilgilenmedim.
  • Rohinyalı Müslümanlar için dertlendim ama burnumun dibinde Kürtlere yapılanları göremedim.
  • Nazım Hikmet, Ahmet Kaya ve daha nice insanların başına gelenlerden ya haberim olmadı, ya da kulak ardı ettim.
  • Jose Mujica'nın 14 yıl hapiste kaldığını yeni öğrendim.
  • Gandi'nin öldürülmesi beni ne ilgilendiriyordu ki...
  • Hayvan deneyleri, yağmur ormanlarının yok edilmesi, derelerin kurutulması, suların kirletilmesi benim öncelikli sorunlarım değildi.

***

Şimdi hatırlamadığım pişmanlıklarım da vardır mutlaka.

Oysa Meriç'te boğulan Aylan ve Bekir'in katilleri aynıydı...

Ahmet Kaya'ya zulmedenlerle Ahmet Altan'ı hapse atanlar birbirinden farklı değildi.

Ama ben bunları geç fark ettim. 

Olsun, geç de olsa fark ettim ve pişmanlığımı dile getiriyorum. 

Sen de pişman mısın? Yoksa sadece "etkin pişman" mı?

Eğer pişmansan gereğini yap!


20 Ağustos 2020 Perşembe

Sadi'yi Gördüm

 SADİ'Yİ GÖRDÜN MÜ?
🌹🌹🌹🌹🌹


İnsana sevgi dolu bakışıyla
Mutluluklar saçan  SADİyi gördüm
Dünya güzel elbet yazı kışıyla
Kışta çiçek açan SADİyi gördüm

Bilirim kimseye kötülüğü yok
Gönlünde şefkati sevgisi ne çok
Kul hakkı yemez hem gözü-gönlü tok
Hep doğruyu seçen SADİyi gördüm

Derdinle dertlenip gelir yanına
Şefkatiyle işler senin canına
Hikmetli sözlerle zevk verir sana
Her an ilim saçan SADİyi gördüm

Gözleri dolup da taşsa selinde
Kadere teslimdir kendi gönlünde
İsyan şekva olmaz bir gün dilinde
Derd şerbeti içen SADİyi gördüm

Uğraşmaz cühela, içi boşlarla
Ömrünü tüketmez yanlış işlerle
Dillerde dualar gözde yaşlarla
Efe gibi geçen SADİyi gördüm

Gördüm Sadi diye kamil birini
Vereyim dostlara da haberini
Hak yoluna feda sermiş serini
Güzellikler saçan SADİyi gördüm

Gönüllerde tahtı, şanlıdır adı
Sohbeti doyumsuz, tarifsiz tadı
Efe oglu Efe Çögenli Sadi
Kanatsız da uçan SADİyi gördüm
 

Mehmet Remzi