Dünya dönmeye devam ediyor. Benim hüznüme bakmadan…
Her şey yerli yerinde; insanlar işe gidiyor, çocuklar gülüyor, marketler açık…
Ama birisi yok.
Gül Sinan Teyze gitti. Günlerden 25 Nisan 2026 Cumartesi.
İlk karşılaşmamız hâlâ gözümün önünde. Daha sonra satın alacağımız evi görmek için kapılarının önünden geçiyorduk. O ise ailesiyle kahvaltı sofrasındaydı. Bizi görünce hiç tereddüt etmeden davet etmişti. Sanki yıllardır tanıyormuş gibi. Bazı insanlar vardır; hep tanış gibisiniz. Gül Teyze öyleydi.
Sonra üst sokağımızda yürüyüşler…
Eller belinde, yüzünde o tanıdık tebessümle: “Mahallenin muhtarı gibi dolaşıyorum işte,” derdi.
Bu cümlede hem bir şaka vardı hem de bir sahipleniş. Sokağı, insanları, hayatı…
Onu düşününce hep aynı kelimeler aklıma geliyor: ince, nazik, misafirperver, alçakgönüllü… Ama bunlar yetmiyor. Onun güzelliğini tasvire sözüm yetmiyor.
Bir gün köyünü anlatmıştı.
“İnsan köydeyken çok şeye ihtiyaç duymaz,” demişti.
“Ambarım doluysa, radyom çalışıyorsa ve eşim yanımdaysa başka ne isterdim ki…”
Şehirde ihtiyaçların arttığını söylemişti.
O cümlede bir hayat tecrübesi vardı. Samimi, derin ve sahici bir insandı o.
Bize her gelişinde elinde bir şeyler olurdu.
Bir gün eşime “Kızım, ben temizim,” demişti.
Başta anlamamıştık. Sonra öğrendik…
Bazı insanların sırf farklı mezhepten oldukları için ayrımcılık yaşadıklarını...
Ne kadar incitici bir dünya…
Bu dünyanın içinde, incitmeden yaşamayı seçmiş bir kalpti Gül Teyze.
Başka bir gün eşim evinin duvarında Hazreti Ali’nin portresini gördüğünde,
+ “Biz Ali’yi severiz.”
- “Ali’yi biz de severiz. Kurban olayım onun yoluna!”
O günden sonra daha da yakınlaşmıştık.
Ama benim için Gül Teyze'nin en unutulmaz hatırası başka bir geceye ait.
Polisler beni gözaltına alıp eve getirdiklerinde, tutanak için bir tanık arıyorlardı. Gece yarısıydı. Kimin kapısını çalabilirdik?
Gül Teyze’nin…
Kapı açıldı. Gelini geldi. İmza attı. Sessizce, tereddütsüz.
Sonra öğrendim ki Gül Teyze sokak lambasını kapatmış.
Komşular görmesin diye.
Üzülmeyeyim diye.
İnsanı korumanın, sahip çıkmanın, incitmemek için düşünmenin ne demek olduğunun dersini verdi o gece.
İnsanlık bazen bir lambayı kapatmakla belli olur.
Türkiye’den ayrıldığımda, onunla karşılaşma ihtimalim de azaldı. Ama sesini kaybetmedik. Telefonda konuşurduk. Sanki o sokaktaymışız gibi. Sanki birazdan yine “Muhtar gibi dolaşıyorum” diyecekmiş gibi…
Şimdi o yok.
Ve dünya dönmeye devam ediyor.
İnsanlar alışveriş yapıyor, çocuklar doğuyor, birileri planlar kuruyor…
Her şey, sanki çok normal bir günmüş gibi.
Ama değil.
Benim için değil.
Gül Teyze gittiğinde mahallemizdeki sıcaklık, nezaket, insanlık eksildi.
Gül teyze…
Seni her andığımda, biraz annemi hatırlar gibi oluyorum.
Belki de en zor zamanımda bana kapını açtığın için.
Belki de insanın insana böyle yaklaşabileceğini bana hatırlattığın için.
Cenazende olmayı çok isterdim.
Ama uzaktan da olsa ruhunun şad olması için niyaz ediyorum.
Allah’tan diliyorum:
Gittiğin yerde ebedi huzur bulasın. Cennetin muhtar olup Firdevs bahçelerini arşınlayasın.
Gül Teyze gitti ama izleri yaşıyor.
Eğer bende bir iyilik görürseniz, onda Gül Teyze’nin de payı vardır.

Güllere gark, mekani cennet olsun.
YanıtlaSil